mehmet582024.bsky.social
@mehmet582024.bsky.social
Hayat korkakları affetmez. Che Guevara
Reposted
Yargıtay, herkese açık sosyal medya hesaplarından rıza dışında alınan fotoğrafların paylaşılmasını "kişisel veri ihlali" saydı.
August 20, 2025 at 8:58 PM
Reposted
GÜNDEM | Milletvekili maaşı 229 bin 676 TL'ye yükseldi.

• Emekli vekillerin maaşı ise 149 bin TL oldu. (Sözcü)
July 4, 2025 at 7:12 AM
Reposted
26 Haziran: Deniz kenarındaki ormanlık alanlar turizme açıldı.

3 Temmuz: 26 Haziran'dan 3 Temmuz’a tam 576 orman yangını çıktı.
July 4, 2025 at 6:30 PM
Reposted
Özgür Özel (Fezleke Hk.): “Bir ben kaldım. Beni de atsın hapse. Sonra ne olacak?

‘Ben kazandım’ mı diyecek?”
July 2, 2025 at 5:23 PM
Gerici barbarlık cesaretini çoğunlukla karşısındakilerin korkusundan, sessizliğinden alır.

UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN.
July 2, 2025 at 4:06 AM
Reposted
İzmir yanıyor.
June 29, 2025 at 3:45 PM
Reposted
SON DAKİKA |
İzmir Seferihisar’da çıkan orman yangını rüzgarın etkisiyle hızla büyüyor.
#İzmir #Seferihisar #OrmanYangını #Sondakika
June 29, 2025 at 4:03 PM
Reposted
Reposted
Ülke batıyor, Saray yatıyor

Ekonomik daralma inşaat, tekstil, sanayi gibi ülke ekonomisini taşıyan lokomotif sektörlere sıçradı. Bu sektörlerde istihdam düşerken şirketlerden gelen konkordato başvurularında rekor artış yaşanıyor

www.birgun.net/haber/lokomo...

Bugünün BirGün’ü
June 22, 2025 at 3:40 AM
Reposted
Madenlerde talan, mühendislerde sömürü

İstanbul’da çalışan maden mühendislerinin yarıdan fazlası Maden Mühendisleri Odasını asgari ücret tarifesinin altında ücret alıyor.

✒️ Deniz İpek yazdı https://www.evrensel...
Madenlerde talan, mühendislerde sömürü
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda yapılan ‘süper talan’ kanun teklifi kabul edildi. Teklifle çevresel etki değerlendirme sürecinde “ÇED gerekli değildir” uygulamasına son verilerek Erdoğan’ın emri her şey için yeterli olacak. Erdoğan-Şimşek OVP’sine uygun olarak ekonomik planda işsizliğin artırılarak ucuz emeğin yağmasının kolaylaştırılmasında olduğu gibi, emperyalistlerin tekelci şirketlere ülkenin tüm yer altı ve yer üstü madenlerinin peşkeş çekilmesi için de şartlar olgunlaşmış oldu. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi İstanbul il sınırları içinde çalışan maden mühendisleri ve madencilik faaliyetleri ile ilgili bir anket çalışması yaptı ve önceki gün anket sonuçlarını içeren bir İstanbul daimi nezaretçiler ve madencilik değerlendirme raporu paylaştı. 3213 sayılı Maden Kanunu’na göre daimi nezaretçi, maden işletmesinde daimi olarak istihdam edilen maden mühendisi olarak tanımlanır ve maden ruhsatına atalı bir maden mühendisi olmadan işletmede herhangi bir faaliyette bulunulamaz. Hukuki ve fenni sorumluluk mühendislere İstanbul’da bulunan madenlerin yüzde 57.65’i kum-çakıl ocağı, yüzde 18.86’sı taş ocağı, yüzde 17.79’u metalik-endüstriyel (silis/kuvars kumu) ve kalanı da diğerlerini kapsamakta. Rapora göre genel olarak İstanbul’da yapılan madencilik faaliyetlerinin yüzde 76’lık büyük kısmı, yani dörtte üçü, inşaat faaliyetlerinin ana ham maddesi olan kum-agrega üretimi için yapılıyor. Madencilik, yalnızca teknik bilgi ve beceri gerektiren bir alan olmaktan çıkıp idari, yönetimsel, çevresel ve sosyal boyutları da kapsayan geniş bir sorumluluk alanı. Meclis komisyonundan geçen ‘süper izin’ yasası hazırlığını maden mühendislerinin raporuyla birlikte ele alınca ortaya çıkan tablo da tıpkı ÇED süreçleri gibi... Daimi nezaretçi statüsündeki mühendislerin teknik ve fenni yetkilerinin, doğa katliamı ve iş cinayetlerinde patronlar için ucuza kiralandığı söylenebilir. Mühendislerin mesleki bağımsızlığı yok İstanbul’da çalışan maden mühendislerinin yarıdan fazlası Maden Mühendisleri Odası asgari ücret tarifesinin altında ücret alıyor. Odanın 2025 asgari ücret tarifesine göre açık işletmede çalışan bir daimi nezaretçinin en az 86 bin 400 TL net ücret alması gerekiyor. Daimi nezaretçilerin yarıdan fazlası fazla mesai yapıyor ve bu mesai ücretleri ödenmiyor. Daimi nezaretçilerin dörtte üçü çalıştığı maden ocağının faaliyetlerine hakim olduğunu belirtiyor. Daimi nezaretçilerin yarıdan fazlası faaliyetlerin işletme projesine uygun olarak yapılmadığını belirtiyor. Daimi nezaretçilerin yüzde 40’a varan yakını mesleki bağımsızlıklarını kullanarak işletmeye dair teknik rapor yazamadığını belirtmiş. Maden ocaklarında; iş güvenliği uzmanlarının yüzde 75’i kısmi süreli olarak OSGB tarafından görevlendirilen taşeron olan iş güvenliği uzmanları görev yapıyor. Daimi nezaretçiler, ocaklardaki en önemli iş güvenliği tehlikesinin şev stabilizesi olduğunu belirtiyor. Daimi nezaretçilerin yüzde 43’ü çalışırken orman aşım problemi yaşadığını belirtiyor. Düşük ücret teknik ve çevresel sorunlar Maden mühendisleri bir yanda maden ocaklarında güvenli bir üretim için çaba harcarken diğer yanda düşük ücretler, yüksek çalışma saatleri ve geleceksizlik/güvencesizlik sarmalı içinde çalıyor. Hiçbir güvenceye sahip olmadan, işsiz kalma korkusuyla çalışan mühendislerin iş yerlerinde yönetim tarafından gelen baskılara boyun eğerek yapmaları gereken teknik çalışmaları tam olarak yerine getir(e)memeleri iş cinayetlerine ve çevre katliamlarına neden oluyor.
www.evrensel.net
June 22, 2025 at 5:06 AM
Reposted
Haziran’da Ölmek Zor!

Barış İnce, #BirGünPazar için yazdı
www.birgun.net/makale/hazir...
Haziran’da Ölmek Zor!
Üç şair, üç ölüm, üç haziran… Yılın en uzun ve en zor günlerinde, işte Nâzım’ın hikâyesi ve Orhan Kemal’in Ahmed Arif’in edebî kişilikleri…
www.birgun.net
June 22, 2025 at 5:54 AM
Reposted
Sinoplular, istismar sanığı müftünün kente atanmasını protesto etti
www.birgun.net/haber/sinopl...
Sinoplular, istismar sanığı müftünün kente atanmasını protesto etti
www.birgun.net
June 21, 2025 at 1:57 PM
Reposted
#SonDakika
İmamoğlu'ndan "etkin pişmanlık" açıklaması: Ben o imzaların yükünü tek başıma taşırım
www.birgun.net/haber/imamog...
June 19, 2025 at 8:45 PM
Reposted
'Kamu işçileri haykırdı: İş ekmek yoksa barış da yok!'

"İşçiler Türk-İş’in Maliye Bakanlığına yürüdüğü gün DİSK’in de aynı taleplerle Çalışma Bakanlığının önünde basın açıklaması yapmasına da 'Neden eylemler… https://www.evrensel...
Kamu işçileri haykırdı: İş ekmek yoksa barış da yok!
Ocak ayından beri süren, daha doğrusu hükümet tarafının ayak sürümesi nedeniyle bir türlü sürdürülemeyen TİS görüşmelerinde işçilerin sabrı tükenmiş görünüyor. Kara yolları, demir yolları, elektrik üretim santralleri, bakanlıklar, madenler, üniversiteler ve hastanelerin de aralarında olduğu başlıca kamu kurumlarında çalışan 600 bine yakın işçiyi kapsayan sözleşme, kamu işverenleri sendikası TÜHİS’le Türk-İş ve Hak-İş arasında yürütülüyor. Ortalama 40 bin lira dolayındaki ücretle yaşamını sürdürmeye çalışan kamu işçileri hükümetin ayak sürümesine olduğu kadar, hatta daha da fazla, kendilerini aşağıladığını düşündükleri birinci 6 ay yüzde 16, ikinci 6 ay yüzde 8’lik zam teklifine çok öfkeliler. Dahası işçiler, iktidarın ayak sürümesi, bir teklif yapmak için bile 5 buçuk ay beklemesi karşısında bir tepki gösteremeyen Hak-İş ve Türk-İş yönetimine de çok öfkeliler. Bu zam teklifi sadece kamu işçilerine değil tüm emekçilere! Çünkü 27 Şubat’ta Türk-İş ve Hak-İş, ortak tekliflerini kamu işveren sendikası TÜHİS’e ve Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan’a da iletmişti. Buna göre; 2025 yılının ilk 6 ayı için en düşük günlük ücretin 1800 liraya çıkarılması ve yüzde 50 oranında zam yapılması istenmişti. Takip eden dönemde ise her 6 ay için yüzde 25 zam artı yüzde 10 refah payı talep edilmişti. Bu da ücret ve sosyal haklarda ortalama yüzde 90'lık bir artışa denk düşüyor. Nasıl ki TÜPRAŞ işçisinin yüzde 80 dolayındaki zam talebini umursamayıp Petrol-İş’e yüzde 38’in altına imza attırmak bugün kamu işçisine yüzde 16+8 teklif yapılmasına cesaret edilmesine yol açtıysa, kamu işçisinin talebini de Erdoğan-Şimşek programının kıskacında bir düzeye çekmek; gerek ağustos ayında yapılacak 5 milyon kamu emekçisi ve emeklilerine “sefalet zammı”, gerekse 150 binden fazla metal işçisinin eylül ayında başlayacak TİS’i ve tekstil iş kolu sözleşmelerine de benzer sefalet zammı önerilmesine dayanak teşkil edecektir. Dahası bu teklif sadece sendikalı işçi ve emekçilere değil, sendikalı, sendikasız bütün işçi ve emekçilere yapılmış bir tekliftir! Bu yüzden de sendika yöneticileri ve kamu işçileri sadece kendileri değil tüm sınıf adına da konuşup mücadele ettikleri bilinciyle davranmakla yükümlüdürler! İşçiler birlik ve ortak eylem çağrısı bekliyor Önceki gün Türk-İş üyesi binlerce kamu işçisi Ankara’da Hazine ve Maliye Bakanlığı önüne yürüyerek iktidarın yüzde 16’lık zam teklifini protesto etti. Bakanlık binası önüne tabut bırakan işçiler Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de istifasını istedi. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın “Eylem planımızı yarın duyuracağız” açıklaması ise alanda “eylem, eylem!” sloganları ile karşılanıyor. Bakanlık önünde konuşma yapan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, “Yarın Koordinasyon Kurulu toplanarak, önümüzdeki hafta ve diğer hafta eylem planını açıklayacaklar. Herkes harfiyen, noksansız uyacak. Akabinde grev kararı alacağız. Noksansız uyarız, haberiniz olsun” dedi. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, konfederasyona bağlı sendikaların genel başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve şube başkanlarının en önde yer aldığı yürüyüşte, sendikacıların pek hoşlanmadığı ve işçilerin uzunca bir zamandan beri de pek dillendirmedikleri “İş, ekmek yoksa barış da yok” sloganıyla son günlerde tek adam rejimine karşı alanları dolduran yığınların en yaygın kullandığı sloganlardan “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarının haykırılması dikkat çekti. Meydanlara çıkan yığınların talepleri, herhalde uzun süredir birbirine bu kadar doğrudan yaklaşmamıştı! Nitekim işçiler Türk-İş’in Maliye Bakanlığına yürüdüğü gün DİSK’in de aynı taleplerle Çalışma Bakanlığının önünde basın açıklaması yapmasına da “Neden eylemler ortaklaştırılmıyor” diyerek tepki gösteriyorlar. Tabi Hak-İş’in eylemlere katılmayışına da! Kara yolları işçisinden sendika yöneticilerine: Biz artık eylem meraklısıyız! Gerek son haftalarda kamu işçilerinden gazetemize gelen mektuplar, gerekse Andaç Aydın Arıduru arkadaşımızın 18 Haziran’da yayımlanan “Beklersek kaybederiz” başlıklı haberi ile dün yayımlanan kamu emekçilerinin iktidarın yüzde 16+8’lik teklifine hayır diyen eyleminden aktardığı işçi görüşleri açıkça gösteriyor ki işçiler sadece iktidara değil aylardır iktidar kadar sessiz olan sendikacılara da tepkili. Dahası sendikacılardan, lafı dolandırmadan, ayak sürümeden, karnından konuşmadan, hamasete başvurmadan, “eylemse eylem”, “grevse grev” demenin karşılığı olan bir mücadele hattına girilmesini istiyorlar! Nitekim Andaç arkadaşımıza konuşan Yol-İş üyesi bir kara yolları işçisi; “Başkanlar ilk teklifi duymadan önce 1995 ve 1989 eylemlerinden bahsediyorlardı. ‘Eylemse eylem, grevse grev’ söylemi bizim için değişmedi, ama başkanların ağzından düştü. 13 Haziran’da Atalay, ‘Eylem, miting, grev meraklısı değiliz’ diyor. Biz ücretlerimize bir zam görmedik daha. Borçlarım aynı, 5 aydır nasıl duruyorsa büyüyerek duruyor. Başkanlara sesleniyorum, biz artık eylem meraklısıyız” diyerek hem 30-35 yıl öncenin, işçi sınıfı mücadelesinin tarihine geçmiş unutulmaz günlerine atıf yapıyor hem de bugün yaşadıkları üstünden sonuçlar çıkarıyor. Şimdi zaman bu tarihe sadece yaslanarak değil, ilham alarak da harekete geçmek zamanıdır!
www.evrensel.net
June 19, 2025 at 9:07 PM
Amerikan-İsrail saldırganlığına lanet!..

✒️ Mustafa Yalçıner yazdı https://www.evrensel...
Amerikan-İsrail saldırganlığına lanet!..
Ortadoğu’da yeni bir savaş çıktı mı- çıktı. Kimileri henüz kara ordularının harekete geçmeyişine bakarak olmalı, “savaş” sözcüğünü kullanmaktan kaçınıyor. “Çatışma” diyorlar örneğin. Oysa artık iç savaş vb. değilse, günümüzde savaşlar, -özellikle başlangıcında- uçak ve füzelerle ve daha çok hava üstünlüğünü ele geçirme amacıyla patlak verip sürüyor. Tanık olduğumuz, İran’ın da yanıt verdiği bir Amerikan-İsrail saldırganlığıdır. İran’a yönelik bir emperyalist-siyonist savaştır. Netanyahu yönetimindeki siyonist İsrail, öncelikle başta genelkurmay başkanı olmak üzere belli başlı komutanlarıyla nükleer tesislerinde çalışan önde gelen bilim insanlarını hedef alan uçak, dron ve füzelerle İran’ı bombalayarak savaşın fitilini ateşledi. Böylelikle İran içinde küçümsenemez haber kaynaklarına sahip bir istihbari örgütlenmesi olduğunu gösterdi. Komutanlar türünden belirli hareketli hedeflerin bilgisine sahip olan İsrail, saldırılarını, öncelikle ordu ve “Devrim Muhafızları”nın komuta ve istihbarat merkezleri, havaalanları ve uçaklar, hava savunma sistemleri, füze bataryaları gibi savaşma yeteneklerinin sinir merkezlerini bertaraf etmeyi hedefleyerek sürdürdü. İstihbarat ve vuruş gücü üstünlüğü sadece İsrail’in kendi olanaklarının, örneğin Mossad’ın çabalarının ürünü değil, hatta çoğu özellikle Amerikan uydularıyla uzay kuvvetlerinin sağladığı istihbarata dayanıyor. ABD harekata yalnızca “gönülden” destek vermiyor, saldırının dolaysız bir parçası. “İran nükleer görüşmeler için verdiği 2 aylık süreyi değerlendirmediği için böyle oldu” diyen Trump, savaşı yönetenlerden olduğunu kanıtlayarak, “Herkes derhal Tahran’ı boşaltmalı” çağrısı yapıyor! Savaş yetenekleri bakımından İsrail belirli bir üstünlüğe sahip olsa da kimse İran’ın kof bir güç olduğunu ileri süremez. Onun da olanakları ve İsrail saldırılarına verdiği yanıtlar küçümsenir gibi değil. Emperyalist destekli siyonist propaganda İsrail’in “demir kubbe”sinin delinemez olduğunu iddia edegeldi, ancak bu hava savunma sistemi önemli kısmını vurabilmiş olmasına karşın azımsanamayacak sayıda İran füzesi Tel Aviv, Hayfa ve en son Kudüs’te hedeflerini buldu. Bu hedefler arasında İsrail Savunma Bakanlığıyla Hayfa’daki rafineri de var. Şimdilik İsrail başta F-35’leri olmak üzere uçaklarıyla belirli bir hava üstünlüğü de sağlamış görünüyor, ancak İran hava savunma sistemi çalışıyor ve bu İran hava sahasının “Yol geçen hanına döndüğü” anlamına gelmiyor. Üstelik savaşın sonunu hava savaşları belirlemiyor ki, İsrail’in başlıca zaafı, ölçeğinin küçüklüğü ve Gazze’yi bile bir kara harekatıyla tamamen ele geçirememesi! İran’ı işgale güç yetirebilme yeteneğinde değil ve bu nedenle takviyeye muhtaç, dolayısıyla savaş uzayacaktır. Savaşlar, kimin önce saldırdığına bakılarak değerlendirilemez. Bu özellikle gerici savaşlar için böyledir. Örneğin tarafları iki emperyalist ülke ya da ülkeler ittifakı olan bir savaş, kim önce saldırırsa saldırsın, emperyalist bir savaştır ve önce saldırmayan ya da savunmada olan desteklenemez. II. Enternasyonal, I. Dünya Savaşı’nın emperyalist ülkeler için bu ülkelerin kendilerini savunmalarına yönelik birer “ana vatan” savaşı oldukları ve halkların kendi egemenlerini ve emperyalist amaçlarını desteklemek demek olan kendi ülkelerini desteklemeleri gerektiği yaklaşımı nedeniyle çöktü. İran’ın da gerici ve desteklenemez bir rejime sahip olduğu tartışmasız. Ancak bu, İsrail-İran savaşında “Tarafsız kalınması” ya da “Kendi egemenlerinin yenilgisinin” istenmesi gerektiği anlamına gelmiyor. İran mollalarının şeriatçı gericiliği ve sözde İsrail’in demokratizmi nedeniyle bazı laikçilerin İsrail’e yakınlık duymaları savunulamaz! Öncelikle İsrail’in ırkçı gericiliği ve soykırımcılığı yakınlık duyulacak şey değildir. Ötesinde, Ortadoğu’nun silah gücüyle yeniden şekillendirilmesi ya da paylaşılması kapsamındaki bu son Amerikan-İsrail saldırganlığı hem İran hem de tüm bölge halklarına ve tüm zenginliklerinin yağmalanmasına yöneliktir ve ancak lanetlenebilir. Erdoğan’ın “Zulümle abat olunmaz, sonu kötü olur” deyişiyse ortaklığı gizlemeye yöneliktir ve ülkede olup bitenler hatırlandığında Netanyahu’nun kendisine iade edeceği türdendir!
www.evrensel.net
June 18, 2025 at 3:10 AM
Reposted
Biz bu kafalara gelemedik abi…

✒️ Koray R. Yılmaz yazdı https://www.evrensel...
Biz bu kafalara gelemedik abi…
Bilmediğini bilmek Atina dünyasındaki en bilge kişi yapmış Sokrates’i. Çokça anlatılan bir kıssadır: Sokrates, Delphi kâhini tarafından “en bilge kişi” ilan edilir. Ama Sokrates buna çok şaşırır çünkü kendisini yaşadığı toplumdaki diğer insanlara göre, hele hele yöneticilere, politikacılara, zengin tüccarlara, hâkim, komutan vb.’ne göre oldukça bilgisiz biri olarak görür. Kafasına yatmayan bu işi araştırmaya başlar, hülasa anlar ki, diğer insanlar da bilgisizlik içindedir ama onlar bu bilgisizliklerinin farkında değillerdir. Sokrates’in farkı ise bilmediğini bilmesidir. Buradan, Sokrates'in o meşhur “bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” ifadesi doğar. Böylelikle kâhinin neden Sokrates’i en bilge kişi olarak ilan ettiği de açıklığa kavuşur. Buna göre gerçek bilgelik, bilgi iddiasında bulunmadan önce cehaletinin farkına varmaktan geçer. Bu “Sokratik cehalet” bir tür epistemik alçakgönüllülüktür aslında. Ne bildiğini ve ne bilmediğini bilmeye bir çağrı... Ne kadar basit, değil mi? Ama anlaşılan o kadar da zor... Bilmediğini bilmediğin zaman inanmak istediklerini bilirsin mesela. Bilmediğini bilmemeyi de aşan bir haldir bu. İnsan bir nedenle söz konusu şeyin gerçek olduğuna, öyle olduğuna inanmak ister. Bu, gerçeklikle desteklenmemiş olabilir ama insan bunu bilinçli olarak kabullenir. Bu bilinçli tercihler zamanla alışkanlığa dönüşür. Yani kişi bir şeyin öyle olduğuna o kadar inanmak ister ki, sonunda o inancı sorgulamaz hâle gelir. Sokratik cehaletten farklı olarak burada insan hem bilmez hem de bilmediğini unutur. Zamanla kişi, inanmak istediği şeyi o kadar içselleştirir ki, bu onun için hakikat olur. Bir tür kendini kandırmadır bu. Bu bir tür “trajik cehalet”tir çünkü bu cehalet, sadece bilmemek değildir; insanın kendine karşı dürüstlüğünü de kaybettiği bir durumdur. Sokratik cehalet yani bilmediğini bilmek çok değerlidir. Çünkü iyi bir başlangıç noktası sunar. Bir yanıyla Descartes’in her şeyden şüphe duyması gibidir: Şüphe ediyorum öyleyse varım (Dubito, ergo sum). Ama trajik cehalet çok daha karanlıktır. Sophokles’in Oidipus'unda karakter kendisinin kim olduğunu bilmez ve bu bilgisizlik bir tür felakete yol açar. Felaket telafisi olmayan bir yanlış yapma hâlidir burada. Trajik bir cehalet içerisinde karar alan yöneticiler, politikacılar, “çokbilenler” kitleleri de yanlarına aldıklarında telafisi olmayan yanlışlar kaçınılmazdır. Ama daha da derin bir tehlikeden bahsedebiliriz. İnsan sadece yanlış bilgiye sahip değildir; neye yönelmesi gerektiğini, varlığının neye dayandığını, neyle sorumlu olduğunu da unutmuştur. Artık kendi kendisine bile yabancılaşmıştır. Tam anlamıyla bir “ontolojik cehalettir” bu. Araçsallaştırılmış insanın varacağı yere işaret eder bu ontolojik cehalet. İnsanın kendisinin amaç olduğuna yönelik bir ontolojik unutma hâli. Bir de bilmek zorunda hissetmemenin verdiği hâl vardır. Nietzsche Putların Alacakaranlığında “Birçok şeyi asla ve asla bilmek istemiyorum” diye yazar, Aristo’ya nazire yaparcasına, Metafizikte Aristo “İnsan doğası gereği bilmek ister” demiyor muydu… ve ekler Nietzsche “Bilgelik bilgiye de sınırlar çizer.” Gündelik yaşamda karşılaştığımız türden de bir durumdur bu bir yönüyle, bir tür bilgelik midir bilmem ama insanların büyük bir bölümünün bilmek istediği şeyler konusunda çok seçici ve cimri davrandığını söyleyebiliriz sanırım. Belki de bir tür “seçilmiş cehalet”tir… Asıl sorun bilmek zorunda hissetmemenin rahatlığı ile bilmediği şeyler hakkında konuşurken kendini sınanmaktan muaf tutma hâlidir. Bu tam da iktidarın sağladığı bir rahatlıktır. Bir nas dersiniz bir pas... Hiçbir şey değişmez... Bir gün bir belediye başkanı hapse atılır, ülke çalkalanır siz “bi haber”… Hiçbir şey değişmez… Duman’ın şarkısı geliyor insanın aklına ister istemez… Biz bu kafalara gelemedik abi… Buna da “muktedir cehaleti” diyelim hadi… Peki ne yapmalı? Tam da bu… Hamlet gibi “ne yapmalı?​” diye düşünen, bilen ama eyleyemeyen bir figür… bir tür trajik tereddüt hâli, sefaletin farkında ama çoğu zaman elleri kolları bağlı… Çünkü bilmek yetmez; harekete geçmek için uygun zemine, karşılık bulacak bir dile, bir toplumsal yankıya ihtiyaç duyar… O yankı ise çoğu zaman yoktur. Ya da vardır ama duyulmuyordur… Bu da “Hamlet cehaleti”…
www.evrensel.net
June 18, 2025 at 3:02 AM
Reposted
İzmir'de direnişte/grevde olan işçiler, saldırıların sadece belediye işçilerine yönelik olmadığını belirterek "Bu baskıları ancak birleşik ve ortak mücadeleyle aşabiliriz" dedi.

Emirhan… https://www.evrensel...
İzmir'de direniş ve grevdeki işçiler, belediye işçilerinin yanında
Emirhan Durmaz İzmir – İzmir Büyükşehir Belediyesinde (İzBB) 23 bin işçinin toplu sözleşme talepleri için greve çıkmasının ardından işçileri hedef gösteren İzBB Başkanı Cemil Tugay, belediye iştirakleri İzdoğa, İzulaş ve İzbeton’da 1030 işçinin işten çıkarılacağını ilan etti. İzmir’de sendika ya da toplu sözleşme hakları için direnişte/grevde olan işçiler, bu saldırının sadece belediye işçilerine yönelik olmadığını söylüyor. İşçiler, “Bu baskıları yalnızca birleşik ve ortak mücadele ile aşabiliriz” diyor. Petrol-İş Aliağa Şubesinin örgütlü olduğu Temel Conta İş Yeri Temsilcisi Sinem Kaya, “İşçilerin anayasal hakları olan sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi için ne kadar zorlu mücadeleler vermek gerektiğini yaşayarak öğrendik” diyor. Temel Conta’da 192 gündür grevde olduklarını, anayasal hakları olan sendika haklarını da istediklerini belirten Kaya, “Biz sadece kendimiz için değil, sendikalaşma talebiyle direnen yahut patronların zulmüne boyun eğmek zorunda bırakılan emekçi kardeşlerimiz için direniyoruz. Bugün ister Temel Conta patronu olsun ister İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı olsun; sadece kendi çalışanını değil bütün işçi sınıfını cezalandırıyorlar. Daha doğrusu hak arayan, daha iyi ücret, daha iyi bir yaşam için mücadele eden işçiler susturulmaya çalışılıyor” dedi. ‘Mücadeleler birleştirilmeli’ Mücadele etmeden kazanıma ulaşmanın mümkün olmadığını dile getiren Sinem Kaya, şöyle devam ediyor: “Her zaman daha iyi şartlar için mücadele etmemiz ve birleşmemiz gerekiyor. İş kolu, sendika ve konfederasyon ayrımı yapmaksızın birleşmeliyiz. Bizim direniş çadırımız herkese açık, çünkü biz hak kavgası, ekmek kavgası, gelecek kavgası veriyoruz.” İzBB Başkanı Cemil Tugay’ın işten çıkarmalara ilişkin sendika ve işçileri suçlamasına değinen Kaya, “Hakkını arayan işçi ve sendika nasıl suçlu olabilir? Sendikalar zaten bu yüzden yok mu? Grev kırıcılığı yapmak, işçileri üzen, yıpratan söylemlerde bulunmak ve arkasından işçi kıyımları neden? Neden fatura sendikanın ve işçilerin?​” ‘Yaptıklarınızın bedelini işçiye ödetemezsiniz’ Grevin sürdüğü, Petrol-İş İzmir Şubesinin örgütlü olduğu, DYO Boya İş Yeri Baştemsilcisi Gökhan Karakoç da İzmir Büyükşehir Belediyesinde 1030 işçinin işten atılmasına tepki gösteriyor: “Burada adeta şantaj var. Belediye Başkanı ‘Enflasyon farkından vazgeçin yoksa şu kadar işçiyi işten atarım’ diyor. Toplu sözleşme işçinin anayasal hakkı, bunu elinden alamazsınız. Ayrıca şimdiki Belediye Başkanı önceki başkanı suçluyor. Kamuda devamlılık esastır. Sizin yaptıklarınızın bedelini işçiye ödetemezsiniz.” Belediyedeki grev sürecine de değinen Karakoç, “Grev işçinin anayasal hakkıdır. Belediye fırsatını bulduğunda hükümet gibi işçinin grevine saldırmaya kalkıyor. Bunu yapamazlar. Grevden rahatsız oluyorlarsa, işi o noktaya getirmemeliler. İşçinin hakkını verirsen, işçiler arasında adaletsizlik yapmazsan grev de olmaz. ‘Eşit işe eşit ücret’ bütün işçi sınıfının ortak talebi ve mücadele alanıdır. Bu talebi görmezden gelerek işçiyi-işçiye, işçiyi-halka kırdırmaya çalışarak halkçı belediyecilik olmaz” ifadelerini kullandı. ‘Patron da belediye yönetimi de aynı şeyi söylüyor’ İşçi sınıfının tüm kazanımlarının ve kayıplarının ortak olduğunu kaydeden Karakoç, “Nerede bir işçi kazanım elde ediyorsa ya da bir kayba uğruyorsa bu bütün işçi sınıfını etkiler. Kimse ‘bana ne’ diyemez. Bugün belediye işçisinin hakkı olanı elinden alırlarsa, yarın bize de yapılmayacağının garantisi yok. Ülkede olumsuz giden ne varsa hemen bedelini işçi ve emekçilerin sırtına yüklüyorlar. Belediye Başkanı diyor ki para yok. Bizim patronlar da aynısını söylüyor. Bizler artık bu yalanlara inanmıyoruz. Patronlar kârlarını üçe, beşe katlıyorlar. Kusura bakmasınlar bizim de hakkımızı verecekler. Belediyelerde de ballı ihalelerden, lükslerinden vazgeçecekler” diyor. Karakoç birleşik mücadelenin önemine değiniyor: “Burada birkaç ay önce işçi kurultayı düzenlenmişti. DİSK’ten ve Türk-İş’ten birçok sendika katıldı. Ortak taleplerimiz etrafında, örgütlü-örgütsüz, konfederasyon farkı gözetmeden birlikte hareket etme konusunda hemfikir olundu. Bize tam da bu lazım. Şimdi bütün fabrikalarda patronlar ve hükümet anlaşmış, yüzde 30’u dayatıyorlar. Hepsi aynı dili konuşuyor. Bizde de öyle olmalı. Mesela sendikalar bir araya gelerek ‘Biz de gerçek enflasyona göre yüzde 100 zam istiyoruz’ diyecek. Bütün işçi sınıfı bu kararın arkasında birleşecek. O zaman kazanırız.” Grevin sürdüğü TPI’dan bir işçi de “Tüm işten atmaları kınıyoruz. Emek bizi ortaklaştırıyor. Direnişimiz de ortak olmalı. Sınıf dayanışması içinde olmalıyız” diyor. Çalışanları halkla karşı karşıya getiren bir belediyecilik anlayışının kabul edilemeyeceğini kaydeden TPI işçisi, “Sendikaları suçlayan sosyal belediyecilik olmaz. Sendika bir işçi için sermayeye karşı önemli bir kalkandır, hepimizin bunun bilincinde olmamız gerekir” diyor. ‘İster özel, ister belediye olsun, patronların emek düşmanlığında farkları yok’ İşçilerin TEKSİF’e üye oldukları için işten atıldığı DIGEL Tekstil’de 152 gündür direniş sürüyor. İşçilerden Rumeysa Kişi, “Ben 152 gündür sendikalı olduğum için kapı önündeyim. Şimdi de 1030 belediye işçisini aynı şekilde kapının önüne koydular. Patron ister özel olsun ister belediye, emek düşmanlığında farkları yok. Biz sendikalı olduğumuz için işten atıldık, onlar da itiraz ettikleri için. Fabrikada da, belediyede de mücadele eden işçi kardeşlerimizle omuz omuzayız. Emekçiyi hiçe sayan herkesin karşısındayız, direnen her işçinin yanındayız” diyor. Belediye yönetiminin işten çıkarmalarla ilgili sendikaları suçlamasının doğru olmadığını söyleyen Kişi, şöyle devam ediyor: “Bu saldırılar sadece belediye işçisine değil, bütün işçi sınıfına gözdağıdır. Ama biz korkmuyoruz, susmuyoruz. Birimize yapılan hepimize yapılmıştır. Güçlü dayanışma için birbirimize güvenmeli, sürekli iletişimde kalmalı ve ortak mücadele etmeliyiz. Sendikalarla birlikte hareket edip, direnişleri büyütmek şart.”
www.evrensel.net
June 18, 2025 at 1:28 AM
Reposted
ABD'li Senatör Sanders'tan "İran'a karşı savaşa hayır" yasa tasarısı
www.birgun.net/haber/abd-li...
ABD'li Senatör Sanders'tan "İran'a karşı savaşa hayır" yasa tasarısı
ABD'li senatör Bernie Sanders'ın Senatoya sunduğu "İran'a Karşı Savaşa Hayır Yasası" adlı yasa tasarısı, ABD'nin İran'a yönelik askeri faaliyetlerini engellemeyi amaçlıyor.
www.birgun.net
June 17, 2025 at 7:21 AM
Reposted
TTB'den İsrail'in İran'a yönelik saldırıları için çağrı: Savaş durdurulmalı!
www.birgun.net/haber/ttb-de...
TTB'den İsrail'in İran'a yönelik saldırıları için çağrı: Savaş durdurulmalı!
TTB, İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının daha fazla ölüm ve yıkım getireceğine dikkat çekerek "Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Tabipleri Birliği ve uluslararası kamuoyu bu savaşı d...
www.birgun.net
June 14, 2025 at 11:08 AM