Sınıf Bilinci
banner
sinifbilinci.bsky.social
Sınıf Bilinci
@sinifbilinci.bsky.social
Sömürü çarkında, makinenin bir parçası olan işçiler; bir sınıf olarak sömürüye karşı durduklarında, özgürlüğe ilk adımı atarlar.
Migros depolarında sınıf kavgası görünür olmuşken, koca koca sendikalardan dayanışmaya dönük bir ses çıkmıyor.
Migros depo işçilerinin kazanımı, işçi sınıfının kazanımı olacaktır.
January 28, 2026 at 8:20 AM
Migros Depo işçileri eyleminden bu foto, şurada dursun.
January 24, 2026 at 12:20 PM
İSİG Meclisi: "İş Cinayetlerine ve Çocuk İşçiliğine Karşı Mücadeleye…
2025 yılında en az 2105 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti"
January 22, 2026 at 9:02 PM
21 Ocak 1924
İşçi sınıfının devrimci önderlerinden; Lenin!
January 21, 2026 at 2:02 PM
Aldıkları maaş, sadece aç kalmalarına yeten emekliler, insanca yaşanılabilir bir maaş için mücadele veriyorlar.
İzmir'de emeklilerden eylem çağrısı "Bize açlığı, yoksulluğu hak görenlere karşı mücadele edelim" https://www.evrensel...
İzmir Emekli Meclisinden eylem çağrısı: Bize yoksulluğu hak görenlere karşı mücadele edelim
İzmir - İzmir Emekli Meclisi, evi olmadığı için arabaya sığınan ve çıkan yangında 5 Ocak tarihinde yanarak yaşamını yitiren emekli Cemal Ertürk'ün ölümü, emeklilerin yaşamış olduğu ekonomik, sosyal sorunlarla ilgili basın açıklaması yaptı. Şirinyer Migros önünde düzenlenen açıklamada sık sık “Emekliyiz, haklıyız kazanacağız”, “sermayeye değil, emekliye bütçe”, “Emekli örgütlen, haklarına sahip çık” sloganları atıldı. İzmir Emekli Meclisi adına basın metnini Hüseyin Sezgin okudu. Emeklilerin açlık sınırının altında bir ücrete mahkum edildiğini belirten Sezgin, "Bize bu yaşamı açlığı, yoksulluğu hak görenlere karşı tüm emeklilere ve emekli sendikalarına çağrımızdır bir araya gelerek hakkımız olanı almak için mücadele çağırıyoruz" ifadelerini kullandı. "Barınma, bir ayrıcalık haline getirildi" Cemal Ertürk’ün ölümünün bir kaza değil, yıllardır uygulanan ekonomi ve sosyal politikaların sonucu olduğunu ifade eden Sezgin, “İstanbul Seyrantepe’de, kirasını ödeyemediği için ev sahibi tarafından evden çıkarılan 66 yaşındaki emekli Cemal Ertürk, soğuktan korunmak amacıyla bir tamirhanenin önünde park halinde bulunan otomobilin kırık camından içeri girerek barınmaya çalışırken çıkan yangında yaşamını yitirmiştir. Türkiye’de barınma hakkı fiilen ortadan kaldırılmıştır. Kira artışları kontrolsüz biçimde yükselirken, tahliye süreçleri hızlandırılmış; mülkiyet hakları kutsanırken emekçilerin ve emeklilerin yaşam hakkı yok sayılmıştır. Barınma artık bir hak değil, bir ayrıcalık haline getirilmiştir” diye konuştu. "Mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz" Emeklilerin aldığı aylıkla kirasını ödeyemediğini söyleyen Sezgin, "Yoksulluk derinleşmiş, evsizlik yaygınlaşmış, insanlar hayatta kalabilmek için insan onuruna aykırı koşullara mahkum edilmiştir. Geçim sıkıntısı nedeniyle otellerde yaşamak zorunda kalan emeklilerin anlattıkları, bu tablonun vahametini açıkça ortaya koymaktadır. 66 yaşındaki Orhan Gürledik, ‘Odam dışında ortak kullandığımız bir lavabomuz var’ derken, 59 yaşındaki memur emeklisi Fatih Ayvat, ‘Odada tuvalet ve banyo yok, her katın tuvaleti ortak’ demektedir. 52 yaşındaki Abdullah ise ‘Kişi başı 100 liraya banyo yapıyoruz. 100 lirası olmayan ne yapacak? Ya soğuk suya talim edecek ya da kokacak’ sözleriyle yaşanan yoksulluğu gözler önüne sermektedir” dedi. Emeklilerin bu düzene mahkum olmadığını belirten Sezgin, "Cemal Ertürk’ün hesabını sormaya, yoksulluğa, evsizliğe ve bu düzenin sorumlularına karşı mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. (İşçi Sendika Servisi)
www.evrensel.net
January 21, 2026 at 11:31 AM
Reposted by Sınıf Bilinci
Emekliler için "kaynak yok" safsatasına inanmayın!

Emekliler için muhtaç olunan kaynak GSYH'de (pastada) fazlasıyla var!

Nüfusun yüzde 19'unu oluşturan yaklaşık 16 milyon emekliye 2026'da pastadan sadece yüzde 1,3 puan daha fazla pay ayırarak tüm emekli aylıklarını en az yüzde 50 artırmak mümkün!
January 21, 2026 at 6:36 AM
İşçiler örgütsüz bırakıldı.
Var olan örgütlülüğün de bürokratik yapıların elinde olması, işçilerin yaşadıkları yıkımı açıklamaya yetiyor.
Örgütlülük korkutuyor

Sermaye ile kol kola olan iktidarın sistematik baskısı sendikalaşma verilerinde kendini gösterdi. Ülkede 7 işçiden sadece biri sendikalı

www.birgun.net/haber/kurula...

Bugünün BirGün’ü
January 20, 2026 at 9:11 AM
"..40’a gelince köyüme dönüp kendime güzel bir ev yaptırır, babadan kalma tarlamızı eker biçerim demiştim. Çünkü 65 yaşına kadar yapılacak bir iş değil bu. Boyumuz kadar tekerlekler üretiyoruz her gün ve genç yaşta olmama rağmen çok yorucu oluyor."
Pirelli’de çalışan genç bir işçi, kırık parmaklarla çalıştırıldığı, AR-GE’si kapatılan ve geleceği belirsizleşen fabrikada “40’ından sonrasını insanca yaşamak” için emeğine sahip çıkmaya çalıştığını… https://www.evrensel...
‘Kadroya geçebilmek için kırık parmakla makine başına geçtim’
Pirelli’de çalışan genç bir işçi, kırık parmaklarla çalıştırıldığı, AR-GE’si kapatılan ve geleceği belirsizleşen fabrikada “40’ından sonrasını insanca yaşamak” için emeğine sahip çıkmaya çalıştığını söylüyor. Pirelli’de çalışan genç bir işçi Kocaeli Ben beş senedir Pirelli’de çalışan genç bir lastik işçisiyim. Liseyi bitirdikten sonra öğretmenlik okumak istesem ve sınavda gereken puanı alsam da gelecek kaygısı yüzünden fabrikaya girmeyi tercih ettim. Çünkü öğretmenlik okuduktan sonra yapabileceklerim belliydi. Devlete atanmamı sağlayacak bir dayım yoktu, özel okullarda asgari ücrete çalışmaya da niyetim yoktu. Dürüst olmak gerekirse, biraz da tanıdıklar sayesinde bu fabrikaya girdim. Ancak girdikten sonra hep mücadele ettim. İki parmağım kırıldı, bir ay bile istirahat edemeden gidip yine sorumlu olduğum makineyi çalıştırmam gerekti. Çünkü kadroya girmek için ustalarımın gözüne girmek zorundaydım. İyisiyle kötüsüyle beş senenin sonuna yaklaşıyorum bu fabrikada, başlarken 20 yıl müddet vermiştim kendime. 40’a gelince köyüme dönüp kendime güzel bir ev yaptırır, babadan kalma tarlamızı eker biçerim demiştim. Çünkü 65 yaşına kadar yapılacak bir iş değil bu. Boyumuz kadar tekerlekler üretiyoruz her gün ve genç yaşta olmama rağmen çok yorucu oluyor. ARGE bölümümüz kapatıldı ve bu alandaki en modern iş makineleri Mısır’a gönderildi geçenlerde. Bu bölümde çalışanlar ise ya işten çıkarıldı ya da diğer bölümlere alındı. Hatta patron maaşları düşürmek istiyor, sendika müsaade etmiyormuş. Her gün işçilerin işten çıkarıldığı, hatta patrona kalsa fabrikanın bile kapatılmak istendiği böylesi bir dönemde sendikanın henüz bir zam oranı ortaya koyamamasını çok da anormal karşılamıyorum. Nitekim, 20-25 puanın üzerinde bir zam verileceğini de düşünmüyorum. Ben sendikanın yaptığı çoğu eyleme katılıyorum ama 3-5 dakikalık iş durdurmalarla da zam alınmaz, bunu metal sektöründe de görüyoruz şu an. Yani genel anlamda ekonomi düzelmedikçe bizim de gün yüzü görmemiz zor. Herkes “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” modunda. Bunu İmamoğlu için yapılan eylemlerde de görmüştüm. Bizim fabrikada bu eylemlere katılan sayılı işçilerden biriydim. O süreçten de bir şey çıkmadığı için artık eskisi gibi inancım da yok. Sendikanın durumu da ortada. Koltuk sevdası için suikast girişimlerinde bulunuluyor. Benim buralarda gözüm yok. Kendi halimde 40 yaşından sonrasını rahat yaşamak isteyen biriyim sadece. Emeğime de sahip çıkmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Kendi altımda çalışan işçilere de bunu öğretmeye çalışıyorum. Umarım önümüzdeki haftalarda bizim sinirlerimizle oynamazlar. (Evrensel)
www.evrensel.net
January 19, 2026 at 7:52 AM
“Okul adı altında çalıştırılan çocuk işçiyiz. Okulda ders işlenmiyor. Sınavlardan önce bize soru ve cevapları veriyorlar. Ezberleyip sınavda yazıyoruz. Karnelerimiz sınavdan bir gün önce dağıtıldı. Ben takdir aldım, arkadaşlarımın çoğu da takdir ve teşekkür aldı.”
Yarıyıl tatili yerine yeniden işbaşı yapan MESEM'li öğrenciler:

🗣️ Sınavlar formaliteye dönüştü, öğretmenler derse girmiyor, 'başarısız görünmememiz için' sorular önceden dağılıyor
t24.com.tr/haber/yariyi...
January 18, 2026 at 1:30 PM
Emek açısından büyük bir yıkımın yaşandığı bu süreçte, mücadele kendisini dayatıyorken; sendikalar eylemsizliğe gömülüyor. Eylemsizliğe gömülen sendikalar, siyasi ve toplumsal güçlerini kaybettikçe; işçiler arasındaki sendikalara olan güvensizlikte alabildiğine büyüyor.
January 16, 2026 at 4:54 PM
Sermayeye yakın, emeğe uzak..
Polisten Temel Conta işçilerine: Coplar yine de makineleri çıkarırım

Temel Conta işçileri patronun grev kırıcılığına karşı direnirken, emniyet amiri işçilere, “İzin belgesi gelirse coplar yine de makineleri çıkarırım” dedi
January 16, 2026 at 2:05 PM
Günün Çağrışımı:
“Burjuvazi, Kavgaya davet etti bizi
Davetleri kabulümüzdür!
Biz nasıl bilirsek hep bir ağızdan gülmesini,
Biliriz öylece yaşamasını ölmesini
Hepimiz birimiz için,
Birimiz hepimiz için…”
Nazım Hikmet
January 15, 2026 at 3:49 PM
İşçi sınıfının yiğit, devrimci önderleri; Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht !
January 15, 2026 at 11:02 AM
“Adam kalkıp dünyanın öbür ucundan geliyor. Sen maaşını ver, yatağını ver, gerisini düşünme, düzgün çalışkan insanlar, tatil falan demeden çalışabildiği kadar çalışırlar.” (M, E. özel istihdam bürosu sahibi)
‘Ta uzak yollardan’: Türkiye’de Nepalli işçiler Nepalli işçiler Türkiye’ye “ithal edilerek” inşaat, tekstil ve turizmde geri gönderilebilir bir emek gücü olarak çalıştırılıyor. “Ücretsiz değişim garantisi”yle kurulan… https://www.evrensel...
‘Ta uzak yollardan’: Türkiye’de Nepalli işçiler
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Fırat Çoban* Sınırlarda yaşanan insan hakları ihlalleri üzerine çalışan uluslararası araştırma platformu Border Forensics’in Türkiye’de yürüttüğü araştırma, Türkiye emek rejiminde yeni bir fenomeni ortaya koyuyor: Nepalli işçiler. Son yıllarda başta Romanya ve Hırvatistan olmak üzere Avrupa’ya olan Nepalli işçi göçünde belirgin bir artış gözlemleniyor. Nepal hükümetinin resmi verilerine göre 2018 yılında yalnızca 316 Nepalli işçinin çalışma izni aldığı Romanya’da bu sayı 2024 yılında 12 bin 700’e yükselmiş; aynı yıl Hırvatistan’da yalnızca 5 olan sayı ise 14 bini aşmıştır. Avrupa genelindeki bu yükseliş ve Nepalli göçündeki yön değişikliğinin başlıca sebepleri arasında Nepal’den işçi göçünün geleneksel hedef ülkeleri olan Malezya ve Körfez ülkelerindeki düşük ücretler ve çalışma koşullarının ağırlığı ile Avrupa’da özellikle tarım, inşaat, bakım hizmetleri ve imalat sektörlerinin artan “Kayıtlı, geçici ve geri gönderilebilir” emek gücü talebi gösterilebilir. Bu genel yükseliş eğilimi içinde Türkiye de Nepalli işçilerin sayısının giderek arttığı ülkeler arasında yer alıyor. 2010’lu yılların başında sayıları tahminen birkaç yüzü aşmayan Nepalli işçiler özellikle bakım emeği ve turizm işlerinde kayıtsız-belgesiz biçimde Türkiye’de çalışmaya başlamışlardı. Ülkeler arasındaki coğrafi uzaklık ve son derece sınırlı diplomatik ilişki koşullarında Nepalliler, Türkiye’de ancak istisnai ve sınırlı bir işçi grubu olarak varlık gösterdiler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre ilk kez 2014 yılında 122 Nepalli işçinin Türkiye’de çalışma izni aldığını görüyoruz. Bu sayı, sadece 4 yıl içinde 26 kat artarak 3 bin 186’ya ulaştı ve bunun önemli bir kısmını İstanbul Üçüncü Havalimanı inşaatında çalışan Nepalli işçiler oluşturdu. 2019’da iki ülke arasında yapılması beklenen iş gücü anlaşması çabaları sonuçsuz kaldı ve pandemi ve sonrasındaki üç yılda Türkiye’de kayıtlı çalışan Nepalli sayısında yarı yarıya bir gerileme oldu. Ancak bitirdiğimiz 2025 yılı itibarıyla Ankara’dan Maraş’a, İstanbul’dan Çankırı’ya uzanan geniş bir coğrafyada Nepalli işçilerin özel istihdam büroları aracılığıyla Türkiye’ye yasal olarak “ithal” edildiğine ve başta kamu ortaklığında yürütülen büyük ölçekli inşaat projeleri ile tekstil, turizm, enerji ve petrokimya sektörleri olmak üzere çeşitli sahalarda daha önce görülmemiş bir ölçekte çalıştırıldığına tanık oluyoruz. Nepal’den Avrupa’ya işçi göçündeki son yıllardaki artış Türkiye’de 2025 yılı içerisindeki saha gözlemlerini ve araştırma kapsamında görüşülen özel istihdam bürolarının beyanlarını destekler nitelikte. İki ay içinde ‘ücretsiz’ değişim garantisi Türkiye’de Nepalli işçilerin sayısı her geçen gün artarken bununla doğrudan ilişkili olarak ülkeye yabancı işçi “ithal” eden özel istihdam bürolarınn sayısı ve Nepal’e olan ilgisi de artıyor. Araştırma kapsamında doğrudan Nepal’den Türkiye’ye işçi getiren özel istihdam bürosu sahipleriyle de görüşüldü. Geçmişte yerli işçileri özellikle Körfez ülkelerine gönderen istihdam büroları bugün bir değişim içerisindeler ve artık Türkiye kapitalizminin ihtiyaç duyduğu ucuz göçmen emeğini uzak coğrafyalardan Türkiye’ye toplu işçi getirerek karşılıyorlar. İşverenler, özel istihdam bürolarına başvuru yaparak işçi talep ediyor; bürolar ise bu talepler doğrultusunda, o iş yerinde çalışma zorunluluğu olan Nepalli işçileri çalışma ve oturum izniyle Türkiye’ye gruplar halinde getiriyorlar. Görüşülen bir özel istihdam bürosu yetkilisinin “200 de getiriyoruz 300 de” diye ifade ettiği üzere gruplar halinde “İthal edilen” Nepalli işçiler, iş yerine yakın otellerde/yurtlarda ya da doğrudan üretim/fabrika sahasının içine konuşlandırılmış konteynerlerde barındırılıyorlar. İşverenin yetkisi ve gözetimi olmaksızın kaldıkları yerlerin dışına çıkamayan Nepalli işçilerin tabi olduğu bu modern kölelik sistemi, bir emek distopyasını andıran İstanbul Havalimanı inşaatından öğrenilen deneyimleri çağrıştırıyor. Dahası, Nepal’den işçi ithalatı bir tür değişim garantisi ile işliyor. Çalışmasından memnun kalınmayan ya da “çeşitli sorunlar” çıkaran Nepalli işçiler, iki ay içinde özel istihdam bürosuna bildirildiğinde, işveren açısından herhangi bir mali yük doğmadan geri gönderiliyor ve yerlerine yeni işçiler temin ediliyor. Deneme süresi ve “değişim garantisi” altında ithal edilen, başka bir iş yerinde çalışma olanağı bulunmayan ve kimi organize sanayi bölgesi (OSB) örneklerinde pasaportlarına el konulduğu gözlemlenen Nepalli işçiler, işverenin memnuniyetsizliği halinde geri gönderilme tehdidiyle disipline edilen uysal bedenler haline getiriliyor. Bu yapısal kırılganlık, Nepalli işçileri ihbar, kıdem ve benzeri temel haklardan fiilen yoksun bırakırken; onları aynı zamanda, yerli ve hatta mülteci-göçmen işçilerden dahi daha uzun çalışma sürelerine razı edilen, kolayca ikame edilebilir ve gözden çıkarılabilir bir kullan-at(4) emek gücü haline getiriyor. Uzun yıllardır özel istihdam bürosu sahibi olan ve Türkiye’deki büyük inşaat projeleri başta olmak üzere çeşitli sektörler için Nepalli işçi temin eden M, yapılan görüşmede Nepalli işçilerin asgari ücretin yüzde 5-10 fazlasına rahatlıkla 12 saatten daha fazla çalıştırılabileceğini söyledi: “Adam kalkıp dünyanın öbür ucundan geliyor. Sen maaşını ver, yatağını ver, gerisini düşünme, düzgün çalışkan insanlar, tatil falan demeden çalışabildiği kadar çalışırlar.” (M, E. özel istihdam bürosu sahibi) Türkiye’deki özel istihdam bürolari, Nepalli işçilerin “ithal” edilme koşullarını web sitelerinde açıklıkla yayımlıyor, bilgi almak isteyen kişilere telefon aracılığıyla bilgi veriyor, Nepalli işçilerin pasaportlarına el konulabilmesinden İş Kanunu’nun açık ve kolay ihlallerine kadar pek çok detayı rahatlıkla, çekinmeden paylaşıyorlar. Yürürlükteki yasalara göre bir iş yeri, çalışan her 5 yerli işçisine karşılık 1 yabancı işçi çalıştırabilir durumda. Ancak özel istihdam büroları, daha fazla işçi getirmek için göze batmayacak şekilde kısa süreliğine yerli işçilerde girdi-çıktı yapılabileceğini de yine aynı rahatlıkla ifade edebiliyorlar. Her şeyin “yasal” olduğunun sıklıkla vurgulandığı bu beyanlardan ve kamusallaşmış işçi pazarlama stratejilerinden hareketle Türkiye kapitalizminin yasallaşmış yasa dışılığında Nepalli işçi ithalatı bağlamında yeni bir eşiğin aşıldığı söylenebilir. *Fırat Çoban: Araştırmacı. Sınıflar, göç ve milliyetçilik üzerine çalışıyor. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Bölümünden mezun oldu. (Evrensel)
www.evrensel.net
January 14, 2026 at 7:51 AM
Pestisit kullanımı ana güdüsü; ürün kaybının azaltılması, kalitenin ve verimliliğin artırılması...
Artan verimlilik, tarımsal alandaki kapitaliste rekabet gücü verip, kârlılığı artırabilir.
İnsan Sağlığı - Para
Sistem: Para her şeydir, insan sağlığı hiçbir şey...
🟢 Türkiye, pestisit nedeniyle Hindistan’dan sonra en çok bildirim alan ikinci ülke

👉 Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi verilerine göre, sınırdan çevrilen ürünlerin başında biber geliyor.

bianet.org/haber/turkiy...
Türkiye, pestisit nedeniyle Hindistan’dan sonra en çok bildirim alan ikinci ülke
Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi verilerine göre, sınırdan çevrilen ürünlerin başında biber geliyor.
bianet.org
January 13, 2026 at 2:28 PM
Kapitalistin istediği; örgütsüz hak talep etmeyen, sömürü koşullarını sorgusuz kabullenmiş suskun işçiler...
Lande’de video beğenmek işten atılma nedeni oldu Lande’de işçiler, çalışma koşullarını anlatan bir videoyu beğendikleri için işten atıldı; patronun “maliyet” gerekçesi, baskının ve susturma politikasının… https://www.evrensel...
Lande’de video beğenmek işten atılma nedeni oldu
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Eskişehir – Geride bıraktığımız aylarda Beko, ETİ Gıda, Nova Kalıp ve Matasan başta olmak üzere Eskişehir’deki birçok fabrikada patronlar “üretimde daralma”, “şirkette küçülme” gerekçeleriyle işten atmalara başvurmuştu. Geçtiğimiz günlerde ise Lande Rack Kabinet’te çalışan işçiler, sosyal medya platformları üzerinden fabrikalarında karşılaştıkları sorunları aktarmak ve seslerini duyurmak için ulaştıkları “Eskişehir Genel Grev” sayfasının işçilerin sorunlarını dile getiren videosunu beğendikleri gerekçesiyle hedef alındı. Bu nedenle üç işçi, “maliyet azaltma” bahanesiyle işten atıldı. İşçiler yaşadıkları durumu, “Verilen üç kuruşluk paranın karşılığı bu mudur?” sözleriyle özetlerken, patronların ceplerini her geçen gün daha fazla doldurduğunu, Lande işçisine reva görülenin ise ağır çalışma koşulları, baskı ve karşılıksız alın teri olduğunu vurguladı. "Hiçbir şekilde emeğimizin karşılığını alamıyoruz" Eskişehir OSB başkanına ait olan Lande Rack Kabinet’te işçiler, yöneticiler tarafından sürekli olarak hakaret ve mobbinge uğradıklarını, fabrikada ısıtıcıların dahi çalışmadığını ve çalışanların birden fazla işi yapmak zorunda bırakıldığını anlattı. Bir işçi durumu şu sözlerle ifade etti: “Fabrikanın içi buz gibi. Isıtıcılar sabah bir, öğleden sonra bir saat yanıyor. Sürekli mobbing, hakaret var. On senedir orada çalışıyorum ve yöneticiler işçilere acımasızca davranıyor, herkes adamını istediği yere koyuyor. Sekiz saat çalışmada sadece yarım saat yemek molası var. Fabrikada birden fazla iş yapmak zorunda kalıyoruz ve hiçbir şekilde karşılığını alamıyoruz.” Bir başka işçi ise patronların banka promosyonlarını işçilere vermediğini, özellikle 4-12 vardiyasında çalışanların fabrikada soğuğa mahkum edildiğini ve yemeklerin niteliksiz olduğunu anlattı: “OSB başkanı ve ortakları maalesef hakkımız olan banka promosyonlarını vermediler. Promosyonları kendi ceplerine indirip yeni model arabalar aldılar. Ayrıca 4-12 vardiyasında az işçi çalıştığı için ısıtıcıları kapatıyorlar, çalışırken donuyoruz. Yemekler ise oldukça kötü, porsiyonları çok az ve bizi hiçbir şekilde doyurmuyor.” "Baskılar sadece sorunları daha da büyütür" İşten atılan bir Lande işçisi ise fabrikada kuralsızlığın hakim olduğunu, halihazırda hiçbir hakkı bulunmayan ve düşük ücretlerle çalışan işçilerin bir videoyu beğendikleri için işten atılabildiğini söyledi. Patronların işçilerin alın terini kendi hakları gibi gördüğünü belirten işçi, şunları dile getirdi: “Anlatılanlar ne abartı ne de iftiradır. Bunlar fabrikanın içinde yaşanan, herkesin bildiği ama anlatmaya çekindiği gerçeklerdir. Karın doyurmayan yemek porsiyonları yetmezmiş gibi, köle niyetine çalıştırılan işçiler sırf böyle bir videoyu beğendiği için işten çıkarılıyor. Bu mudur adalet, bu mudur işçi hakkı? Çalışanın sesi kısıldıkça sorunlar ortadan kalkmaz, sadece daha da büyür. Milyon dolarlık promosyonlara çöküp ceplerini doldurdular ama işçiye bir lirayı bile hak görmediler.” (Evrensel)
www.evrensel.net
January 12, 2026 at 6:16 AM
Reposted by Sınıf Bilinci
🔴"Kaynak yok" yalanına inanmayın!

‼️ Emekli için "olmayan" kaynak faiz lobisi için var!

📍 2026 yılında,

📈 Bütçeden faiz lobisi için 2 Trilyon 742 milyar TL kaynak ayrılırken (% 14,5)

✂️ 16,5 milyon emekli ve ailesinin sağlık ve emekli aylıkları için 1 Trilyon 872 milyar kaynak ayrıldı (%9,9)!
January 10, 2026 at 10:33 AM
"Unutulmamalıdır ki bu fabrikalar, bu üretim hattı, bu alın teri bizlerin emeğiyle ayakta durmaktadır."
Metal işçilerinden mektuplar MESS sürecinde işçiler, düşük ücret dayatması ve korku siyasetine karşı sesleniyor: Sessizlik kaybettiriyor, kazanmanın yolu… https://www.evrensel...
Metal işçilerinin mektupları | Sessizlik kaybettiriyor, kazanmanın yolu birlikte hareket etmekten geçiyor
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Bugün kaybedersek yarın kaybımız daha da büyüyecek Man işçisi Ankara 2026’da geçerli olacak asgari ücret açlık sınırının altında belirlendi. Asgari ücretin insanların en temel yaşayabileceği bir düzeye bile yaklaşmaması, toplu iş sözleşmelerindeki oranı da etkiliyor. Bu durum sendikalı iş yerlerinde çalışan bizlerde de “TİS kapsamında yapılacak zam da ancak bu kadar olur” fikrini yarattı. Türk Metal Ankara Şube başkanı, MESS’e bağlı fabrikaları gezerek işçilerin öfkesini düşürmeye ve ileride doğabilecek -kendileri açısından- sorunları da baskılamaya çabalıyor. Sendika yöneticileri, işçilerin sendikaya güvenmeleri gerektiğini vurgularken, eylem planlarını da paylaşacağını söyledi. İki yıl önceki sözleşmenin “çok iyi” olmasının sebebini de patronların çok iyi kazandığı şeklinde açıkladı. Bu sene her fabrikanın kazancının yüksek olmadığını; işten çıkarmalar, üretimde azalmaların bulunduğunu söyledi. TİS sonrası zammın anca vergi kaybını karşılayabileceği düşünülüyor. Devletin açıkladığı düşük enflasyon ise mart ayında alınacak enflasyon zammını azaltıyor. Durmadan çalışan, ter döken ve ailesinden çok fabrikada vakit geçiren işçilerin alacağı zam, patron cephesinden her taraftan sarılarak en düşük seviyede verilmek siteniyor. Sadece kendi fabrikamızda değil, ailemizi ve Türkiye’deki tüm emekçileri ilgilendiriyor bu süreç. Bugün kaybedersek yarın bu kaybımız çok daha büyüyecek. Kendimize ve mücadelemize güvenelim Türk Traktör işçisi Ankara MESS ile yürütülen TİS sürecinin ilk günlerinde, iş yerinde zam oranlarına dair herkesin az çok bir beklentisi ve öngörüsü vardı. Ancak 2026 yılına yaklaşıldığında sendikacılar tarafından yansıtılan tablo; üretimin düştüğü, işlerin azaldığı ve “İşimiz varsa şükretmemiz gerektiği” şeklinde oldu. Bu söylemler, zamanla eleman çıkarmalarla desteklenen bir baskı aracına dönüştü. İşçilere sürekli “İşine sahip çık”, “İşimiz olduğuna dua edelim” denildi. Oysa bu dil, iş güvencesini güçlendirmek yerine; işçiler arasında işsizlik korkusunu, gelecek kaygısını ve sessiz kalma halini büyüttü. Üstelik işten kimlerin çıkarılacağının listesinin dahi sendika yöneticilerinin elinden geçtiği söyleniyor. Bu da hoşnutsuzluk duyan birçok arkadaşımızın ses çıkaramamasına neden oluyor. Ne güzel düzen değil mi? İşçinin sendikası patronla birlikte ona karşı! Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; korku üzerinden kurulan hiçbir süreç, işçinin lehine sonuçlanmaz. Sessiz kalmak bir çözüm yolu değil. Çünkü bu sessizlikten faydalanıp üzerimizdeki sömürüyü arttırıyorlar. Üstelik fabrika bu yıl içerisinde yüzlerce milyon TL kâr elde etti. Hani durum kötüydü? Bunların hepsi bizleri kandırıp sindirebilmek için uydurulan yalanlar. Unutulmamalıdır ki bu fabrikalar, bu üretim hattı, bu alın teri bizlerin emeğiyle ayakta durmaktadır. Gücümüz yalnız olmadığımızı fark ettiğimiz anda başlar. Bugüne kadar ne kazandıysak sesimizi birlikte çıkarabildiğimiz için kazanmadık mı? Kim bize hak ettiğimizi verdi? Ne aldıysak biz aldık. Birlik ve mücadeleyle başardık. Şimdi sözleşme döneminde kritik bir dönemeçteyiz. Türk Traktör işçileri olarak metal sektöründeki yerimiz kritik. O nedenle gücümüzü göstermek için irademizi kimseye bırakamayız. Bölümlerimizde yan yana gelmekte daha cesur olalım. Birbirimize ve mücadelemize güvenelim, sözleşmede haklarımızı alalım! Beko’da eylemleri büyütmek bizim elimizde Beko işçisi Ankara MESS grup sözleşmesinde uyuşmazlık tutanağının tutulmasından bu yana yaklaşık 3 haftadır fabrika içerisinde eylemler yapıyoruz. İlk hafta çatal kaşık eylemlerimizin yerini vardiya giriş çıkışında eylemler izledi. Daha sonrasında bant başında donma eylemi yapıldı. MESS patronlarının dayattığı zamlar bir şeyler yapmayı gerektiriyor. Ama fabrikada bu eylemlerin sendikacılar tarafından belirlenmesi kimisi için ters etki yaratıyor. Sonuçta işçilerin istediğinden çok daha düşük bir teklifle masaya oturan Türk Metal. Ve tüm süreci de işçilerin tepkilerine göre belirlediler. Şube başkanı yazın konuşma yaparken “Fabrika çok zor durumda, çok yüksek zamlar alamayız” dediğinde biz sessiz kalıp işe devam etmeseydik verilen teklif yüzde 38 gibi düşük bir oran olmayacaktı. İşçiler o konuşmada sesini bile çıkarmadı, herkes kendi arasında homurdandı durdu. Her sözleşme dönemi yapılan anketlere hazırlık yapmalıydık. Kendi aramızda bir oran belirleyip anketteki oranları karalamalıydık. Tek başımıza bunu yapmaya korktuk. Böyle olunca sendikacılar da “Tepki azsa her oranı söyleyebiliriz” diye düşündü. Evet eylemler çok mantıklı eylemler değil, herkesin dilinde üretim dursun lafı var. Demek ki henüz işçiler olarak buna hazır değiliz. O zaman sendikacıların dediği eylemlere güçlü katılalım ki eylemler göstermelik olmaktan çıksın. Eylemlere giderken bant olarak beraber katılsaydık, her bant ortada buluşsaydı kendi dövizlerimizi kendimiz hazırlasaydık, sloganları biz atsaydık, işte o zaman bu eylemler gerçek eylemler olurdu. Ben her fabrikadan duyuyorum. Başka yerlerdekiler beni arıyor, sizin orada kıyamet kopmuş, ayağa kalkmışsınız diyor. Bizim burun kıvırdığımız eylemleri başka fabrikalardaki işçiler takip ediyor. En ufak hareketimiz bile bunu doğuruyorsa bizim bu hareketleri büyütmekten başka çaremiz ve birbirimizden başka kurtarıcımız yok. (Evrensel)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 2:22 PM
İSİG Meclisi:
"İş Cinayetlerine ve Çocuk İşçiliğine Karşı Mücadeleye…
2025 yılında en az 2105 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti."
January 9, 2026 at 9:07 AM
Gözaltında dövülerek katledilen basın emekçisi; Metin Göktepe
January 8, 2026 at 5:55 AM
Yüzyıllardır, işçilerin ücretlerindeki iyileşmeler, çalışma ve yaşam koşullarına dokunan kazanımlar; mücadeleleri sonucunda elde edilmiştir.
Bugün ücretleri düşüyor, kazanımlarını korumakta güçlük çekiyorlarsa; bunun nedeni mücadelenin geriye düşmüş olmasıdır.
January 7, 2026 at 3:55 PM
Çarşı pazar meta fiyatında artış, paranın alım gücünde düşme olarak görün; enflasyon verileri açıklandı.
TÜİK 2025 aralık ayına ait enflasyon verilerini yayımladı.

📌Aralık Ayında enflasyon yüzde 0,89 arttı

📌Yıllık bazda enflasyon yüzde 30,89

📌Yıllık bazda en… https://www.evrensel...
Aralıkta aylık enflasyon yüzde 0,89 seviyesinde açıklandı: TÜİK'e göre yıllık enflasyon yüzde 30,89
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık 2025 dönemi Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini yayımladı. Verilere göre, TÜFE’deki değişim Aralık ayında bir önceki aya kıyasla yüzde 0,89 artış gösterdi. Yıllık bazda enflasyon ise yüzde 30,89 seviyesinde gerçekleşti. Yıllık enflasyonda en dikkat çekici artış, yüzde 49,45 ile konut harcama grubunda yaşandı. Konutu, yüzde 34,11 ile lokanta ve oteller, yüzde 30,87 ile sağlık harcamaları takip etti. Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yıllık artış ise yüzde 28,31 olarak belirlendi. Aylık bazda bakıldığında ise Aralık ayında en yüksek artış yüzde 2,91 ile haberleşme grubunda gerçekleşti. Haberleşmeyi, yüzde 1,99 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 1,97 ile sağlık harcamaları izledi. Buna karşılık, giyim ve ayakkabı grubu yüzde 2,94’lük düşüşle aylık bazda en fazla gerileme gösteren harcama kalemi oldu. Ulaştırma grubu da yüzde 1,03 oranında azalış kaydetti. TÜİK, özel kapsamlı TÜFE göstergelerini de açıkladı. İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE (B endeksi) yıllık yüzde 31,66 artış gösterdi. Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE (C endeksi) ise yıllık yüzde 31,08 arttı.
www.evrensel.net
January 5, 2026 at 7:58 AM
Tarihsel Bellek:
4-8 Ocak 1991 Büyük Madenci Yürüyüşü
January 4, 2026 at 9:37 AM
Trump "..Venezuela çok az petrol çıkarıyor. Amerikan şirketleri milyarlarca dolar yatırım yapacak, petrol altyapısını düzeltecekler."

İşin özü, sermayenin kâr kaynaklarını kontrol ve denetimi; emperyalist saldırganlık, özü gizleyecek bir örtüye de ihtiyaç duymuyor.
January 4, 2026 at 9:33 AM